Ralf Rangnick'in ekibi için turnuvanın ilk maçı adeta bir final havasında geçecek. Gruptan çıkma yolunda en kritik viraj, Arjantin ve Cezayir gibi devlerle oynanacak diğer iki maç öncesi mutlak kazanılması gereken bir 90 dakika bu. Avusturya tarafında motivasyon sorunu yok; aksine teknik direktör, maçı "yön belirleyici" olarak tanımlıyor ve oyuncularına her topa sanki son saniyeymiş gibi savaşmalarını emretmiş durumda.
Ancak bu karşılaşmayı diğerlerinden ayıran asıl şey, ceza sahasının iki yakasında yaşanan kayıplar. Ürdün, kamp boyunca iki önemli hücum silahını kaybetti: gol yollarının en etkili ismi Yazan Al-Naimat (çapraz bağ sakatlığı) ve bir diğer forvet İbrahim Sabra (ayak bileği bağ kopması). Bu iki oyuncunun yokluğu, Ürdün'ün hücum derinliğini ve bitiriciliğini doğrudan etkiliyor. Mousa Al-Taamari tüm yükü omuzlasa da, ona eşlik edecek kaliteli alternatiflerin sayısı epey azaldı.
Kayıp hücumcular ve gölgeleri
Avusturya cephesinde de Christoph Baumgartner'ın sakatlığı can sıkıcı olsa da, ekip genel anlamda optimal kadroya yakın. David Alaba, Konrad Laimer ve Marcel Sabitzer'in sahada olması, Avusturya'nın pres gücünü ve hücum varyasyonunu yüksek tutuyor. Üstelik Baumgartner'ın yokluğu, Sabitzer'in daha merkezi bir rolde oynamasına olanak tanırken, Sasa Kalajdzic ya da Michael Gregoritsch gibi alternatifler de ceza sahasında boy gösteriyor. Yani kayıp bir oyuncu olsa da, Avusturya'nın hücum derinliği Ürdün'ün kaybettiği iki isme kıyasla çok daha geniş.
Geçtiğimiz haftalarda oynanan hazırlık maçları, iki takımın da form durumu hakkında önemli ipuçları verdi. Avusturya, son beş maçında yalnızca bir kez birden fazla gol farkıyla kazandı (5-1 Gana). Diğer galibiyetler 1-0 gibi dar skorlarla geldi. Bu, Rangnick'in takımının sert rakiplere karşı skoru korumayı iyi bildiğini ama aynı zamanda fark yaratmakta zaman zaman zorlandığını gösteriyor. Öte yandan, Ürdün'ün son dört hazırlık maçına baktığımızda, İsviçre'ye 4-1 ve Kolombiya'ya 2-0 mağlup olmaları, üst düzey Avrupa takımları karşısında defansif düzenlerinin ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koyuyor.
Dünya Kupası'nın ateşi ve psikolojisi
Ürdün için bu maç, tarihlerindeki ilk Dünya Kupası karşılaşması. Bu, bir yandan büyük bir motivasyon kaynağı, diğer yandan da acemilik psikolojisi yaratabilir. Takım kaptanı İhsan Haddad'ın açıklamalarında "yüksek moral ve hazır olma" vurgusu yapılsa da, sahadaki gerçek baskı ve konsantrasyon seviyesi, özellikle turnuva şartlarında ilk maça çıkan bir takım için her zaman soru işareti taşır. Avusturya ise 1998'den bu yana ilk kez Dünya Kupası'nda; bu yüzden onların da heyecanı yüksek, ama Rangnick'in tecrübeli ekibi oyun planına sadık kalma konusunda daha donanımlı görünüyor.
Maçın taktiksel kilit noktası, Avusturya'nın yüksek presi ile Ürdün'ün hızlı hücum çıkışları arasındaki mücadele olacak. Ürdün'ün hücumdaki iki önemli silahının eksikliği, Al-Taamari üzerindeki baskıyı katlayacak. Eğer Avusturya, topu rakip yarı sahada tutup Al-Taamari'yi izole etmeyi başarırsa, Ürdün'ün organize bir hücum üretme ihtimali iyice düşecek. Ayrıca, Avusturya'nın duran top savunmasındaki hassasiyeti (Bosna maçında erken yedikleri gol), Ürdün'ün en büyük gol umudu olabilir. Ancak genel kalite farkı, ev sahibi ruhu ve turnuva tecrübesi göz önüne alındığında, bu karşılaşmanın favorisi belli.
Tüm bu veriler ışığında, piyasanın Avusturya'yı aşırı favori göstermediğini söylemek mümkün. Ürdün'ün hücum gücündeki çifte kayıp, Avusturya'nın neredeyse tam kadro sahaya çıkması ve turnuvanın getirdiği yüksek motivasyon, bu maçın Avusturya lehine sonuçlanma olasılığını oldukça yükseltiyor. Dar skorlu galibiyetler alışkanlık haline gelse de, bu kez rakibin kısıtlı seçenekleri ve tecrübesizliği, Avusturya'nın işini biraz daha kolaylaştırabilir.




